Evde Kal & Makale Oku

UYARLAMA DAVALARI

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkıp tüm dünyaya yayılmasıyla Covid-19 salgını küresel bir sorun haline gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” olarak nitelendirilen Covid-19 salgını başta ekonomi olmak üzere birçok alanda olumsuz etkilere yol açmış ve birçok hukuki soru ve sorunu beraberinde getirmiştir. Covid-19 salgınının olumsuz etkileri kapsamında özellikle sözleşmesel ilişkilerde ifa açısından sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Sözleşmesel ilişkilerde genel prensip “Sözleşmede Ahde Vefa/Pacta Sunt Servanda” ilkesi olup kural olarak taraflar sözleşme ile üstlendikleri edimleri sözleşmede kararlaştırdıkları şekilde ifa etmekle yükümlüdür. “Sözleşmede Ahde Vefa/Pacta Sunt Servanda” ilkesinin kapsamı ve istisnaları ile bağlantılı kavramlardan olan beklenmeyen hal, mücbir sebep kavramları “Türk Hukukunda Sözleşme/Ahde Vefa İlkesi/Bu İlkenin İstisnaları” ve “Beklenmeyen Hal, Mücbir Sebep, Pandemi Ve Sözleşmelere Etkileri” isimli makalelerimizde incelenmiş olup bu yazımızda uyarlama davalarına ilişkin açıklamalara yer verilecektir.

Mevzuatımızda Uyarlama Davaları:

Uyarlama davaları önceki makalelerimizde de belirttiğimiz üzere “Sözleşmede Ahde Vefa/Pacta Sunt Servanda” ilkesinin istisnalarından biridir. Uyarlama davaları bakımından mevzuatımızdaki yasal dayanak Türk Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesi olup uyarlama davalarına esas olan kavram “aşırı ifa güçlüğü” kavramıdır. Konuya ilişkin olarak Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi’nde:

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Uyarlama davasına konu sözleşmesel ilişkide edimler arasındaki dengenin Türk Medeni Kanunu’nun 2. Maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırı olacak bir şekilde bozulmuş olması söz konusudur. Aşırı ifa güçlüğü kavramı borca konu edimin imkânsızlaşmamış olmaması ancak borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple ifasının aşırı derecede güçleşmiş olması halidir.

Uyarlama davasına konu olan sözleşmesel ilişki kira sözleşmesi, satış sözleşmesi, eser sözleşmesi, hizmet sözleşmesi vs. olabilir. Her bir sözleşme bakımından dikkat edilmesi gereken özellikli durumlar olabileceğini belirterek aşağıda genel esaslara yer verilecektir.

Bir sözleşmenin aşırı ifa güçlüğü kapsamında kabul edilip uyarlama davasına konu edilebilmesi için:

  • Edimler arası denge aşırı derece bozulmuş olmalıdır.
  • Edimler arası dengenin aşırı derecede bozulmasına sebebiyet veren hal önceden öngörülemeyen veya öngörülmesi de beklenmeyen bir hal olmalıdır.
  • Bahsi geçen hal borçlunun kusurundan kaynaklanmamalıdır.
  • Edimler henüz ifa edilmemiş olmalı veya ifa edildiyse ihtirazi kayıtla ifa edilmiş olmalıdır.[1]

Aşırı ifa güçlüğü kapsamında açılacak bir uyarlama davasında sözleşmenin değişen koşullara göre uyarlanması veya sözleşmenin sona erdirilmesi (ani edimli sözleşmelerde sözleşmeden dönme, sürekli edimli sözleşmelerde sözleşmenin feshi) talep edilebilir.

Uyarlama davası bakımından yapılacak yargılamada, her bir sözleşme özelinde tarafların nitelikleri, ifa yeri, ifa zamanı, tarafların sözleşme ile yüklendikleri edimler gibi hususlar detaylı olarak incelenecektir.

Uyarlama davası bakımından, Medeni Kanun’un 2. maddesinde[2] yer alan dürüstlük kuralı aşırı ifa güçlüğü halinin tespitinde yukarıda açıklanan hususları değerlendirirken genel prensip olarak uygulanacaktır.

Yerleşik Yargıtay içtihatları da aşırı ifa güçlüğünün tespitinde dürüstlük kuralının temel alınacağını belirtmektedir.[3]

Uyarlama davası bakımından fedakârlığın denkleştirilmesi esası da dikkate alınarak edimler arasındaki dengenin sağlanması hedeflenmektedir.

Uyarlama Davaları Bakımından Yetkili ve Görevli Mahkeme:

Yukarıda da belirtildiği üzere uyarlama davasına konu olan sözleşmesel ilişki kira sözleşmesi, satış sözleşmesi, tüketici kredisi sözleşmesi sözleşmesi vs. olabilir. Yetki ve görev bakımından da her bir sözleşme tipi ve tarafların nitelikleri bakımından farklılıklar söz konusu olacaktır. Aşağıda uyarlama davalarında yetki ve göreve ilişkin genel esaslara yer verilecektir.

Yetki bakımından; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6.maddesi uyarınca genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenecektir.[4]

Sözleşmeden doğan davalar bakımından; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca davanın sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılması mümkündür.

Ek olarak belirtmek isteriz ki; taraflar sözleşmede olası uyuşmazlıklar için yetkili mahkemeyi belirlemiş olabilir. Bu durumda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 17. maddesi[5] gereğince taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır. Bu hususa ilişkin kesin yetki halleri hükümleri saklıdır.

Görev bakımından; açılacak davada tarafların nitelikleri, sözleşmenin türü gibi kavramlar önem kazanmaktadır. Görev her bir sözleşme ilişkisi özelinde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Örneğin kira sözleşmesinde görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemeleri’dir[6]. Tarafların tacir olduğu ticari bir uyuşmazlıkta görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi[7] olacaktır. Yine sözleşmenin tüketici kredisi sözleşmesi olması halinde görevli mahkeme Tüketici Mahkemesi olacaktır.[8]

Görev kamu düzenine ilişkin ve dava şartı niteliğinde olduğundan mahkeme görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden inceleyebilecek ve uyuşmazlık bakımından görevsiz olduğunu tespit ederse görevsizlik kararı verebilecektir. [9]Açıklanan sebeplerle uyuşmazlığa ilişkin görevli mahkemenin tespiti önem arz etmektedir.

Uyarlama Davaları Bakımından İzlenecek Usul:

Yukarıda açıklandığı üzere aşırı ifa güçlüğü kapsamında açılacak bir hukuk davasında izlenecek olan genel usulde Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun usule ilişkin hükümleri uygulama alanı bulacaktır. Bu doğrultuda örneğin Sulh Hukuk Mahkemesi görev alanına giren bir kira sözleşmesine ilişkin davada Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316. Maddesi uyarınca basit yargılama usulü uygulanacaktır. Tarafların tacir olduğu, ticari bir uyuşmazlığa dair bir uyuşmazlıkta ise Asliye Ticaret Mahkemeleri nezdinde; miktar veya değeri yüz bin Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanacak, miktar veya değeri yüz bin Türk lirasını geçen davalarda ise yazılı yargılama usulü uygulanacaktır.[10] Yine dava şartı bakımından arabuluculuğa başvurma hükümleri saklıdır.

Covid-19 Salgını Bağlamında Uyarlama Davası Açılması ve Genel Değerlendirme:

Covid-19 salgını taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiyi olumsuz etkilemiş olabilir. Bu olumsuz etkinin aşırı ifa güçlüğü kapsamında değerlendirilip uyarlama davasına konu edilebilmesi için yukarıda açıklanan esaslar dâhilinde sözleşmesel ilişkinin katlanılamaz hale gelmesi gerekmektedir.

Covid-19 salgını sonrasında normalleşme dönemi ile birlikte sözleşme uyarlama davalarında büyük oranda bir artış beklenmektedir. Belirtmek gerekir ki; uyuşmazlığın çözülmesi için ihtiyari arabuluculuk yoluna başvurulması ve dava açılmaksızın ihtiyari arabuluculuk sonucunda uyuşmazlığın dostane bir şekilde sona erdirilmesi mümkündür.

Covid-19 salgını bağlamında açılacak bir uyarlama davasında uyuşmazlığın kapsamı, sözleşmenin türü, tarafların niteliği, Covid-19 salgınının sözleşmeye etkisi gibi hususların detaylı olarak irdelenerek dava hazırlık aşamasının titizlikle yürütülmesi gerektiği açıktır.


[1] OĞUZMAN, ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt-1, s.562, 563.

[2] – “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, madde 2.

[3] Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 1998/5829 Esas, 1998/7843 Karar sayılı 15.10.1998 tarihli kararı

[4] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 6.

[5] “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 17.

[6] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 4.

[7] 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, madde 5.

[8] 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu madde 73/1.

[9] İstinaf sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Prof. Dr. Baki Kuru, 1. Baskı, Sayfa 97.

[10] 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, madde 4/2.


DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN MAKALE YAZARINA DANIŞABİLİRSİNİZ

Yalçın & Toygar Hukuk Bürosu

Kabatas-Setustu, Inebolu Sok. No:25 Ada Apt. D.11 34427 Istanbul

+90 212 293 09 09

Email : info@yttlaw.com

www.yttlaw.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir