Evde Kal & Makale Oku

TİCARİ SÖZLEŞMELERDE COVİD-19’UN ETKİSİ

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” olarak nitelendirilen Covid-19 salgınının etkilerinin hissedildiği alanlardan bir tanesi de ticari ilişkiler ve buna bağlı olarak sözleşmesel ilişkilerde ifa konusu olmuştur. Tarafların sözleşme ile üstlendikleri edimleri sözleşmede kararlaştırdıkları şekilde ifa etmekle yükümlülüklerinin konu edildiği “Türk Hukukunda Sözleşme/Ahde Vefa İlkesi”, “Beklenmeyen Hal, Mücbir Sebep, Pandemi Ve Sözleşmelere Etkileri” ve “Uyarlama Davaları” konularındaki makalelerimizde incelenmiş olup, işbu incelememiz Covid-19’un ticari sözleşmelerde etkisi üzerine olacaktır.

            Öncelikle belirtilmesi gereken husus Covid-19’un ticari ilişkilerde etkilerinin görülebileceği bir yargı kararının henüz mevcut olmamasından sebeple, salgın hastalıkla ilgili yargı kararlarının kıyasen uygulanması ile bu duruma hukuki bir yorum getirmek mümkündür ve bu salgın, ticari sözleşmeler bakımından mücbir sebep olarak kabul edilebilecektir. Fakat sözleşmenin tüm hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi, salgın hastalığın mücbir sebep teşkil edip etmeyeceğinin incelenerek, sözleşmenin amacına ve konusuna göre yorumlanması ve “Beklenmeyen Hal, Mücbir Sebep, Pandemi Ve Sözleşmelere Etkileri” isimli makalemizde atıf yapılan şartları sağlayıp sağlamadığını belirleyip, özellikle aralarındaki illiyet bağını ortaya koymak sağlıklı bir inceleme yapılmasını sağlayacaktır.

Tacirler arasında yapılan sözleşmelere ticari sözleşme denir. Bu sözleşme için her iki tarafın tacir olması gerekmediği gibi, taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır. Bu hususa örnek olarak kamu ihale sözleşmelerinde taraflardan biri kamu idaresi olmasına rağmen diğerinin tacir olması sebebiyle bu sözleşmenin ticari bir sözleşme olmasını gösterebileceğimiz gibi; aksi durumuna ise taraflardan birinin tacir olduğu birinin tüketici olduğu sözleşmeye ticari sözleşme denilemeyeceğini belirtebiliriz.

Covid-19’un mücbir sebep olarak kabul edilmesi halinde ticari sözleşmelere etkisinden bahsedebilmek için ise öncelikle sözleşme hükümlerinin incelenmesi gerekmektedir. Örneğin; taraflar sözleşmede hangi durumların mücbir sebep kabul edilip edilmeyeceğini belirlemiş olabilirler ve mevcut durum da somut sözleşmeye göre değerlendirilecektir. Sözleşmede salgın hastalıkların mücbir sebep teşkil etmeyeceğine yönelik bir hüküm var ise artık o sözleşmede Covid-19 mücbir sebep olarak kabul edilmeyecektir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli durum ise; böyle bir hükmün her iki taraf için de konulmasının gerekliliğidir. Aksi halde, genel işlem koşulu olarak kabul edilip, sözleşmenin bu hükmünün geçersizliği söz konusu olacaktır.

Sözleşmede mücbir sebebe yönelik bir hüküm yoksa; Covid-19’un hâlihazır durumda sözleşmelere yansıması aşağıdaki gibi olabilir;

a. Bazı hallerde ifa imkânsızlığı (TBK m. 136, 137)

  • İmkânsızlık borçlunun kendi kusurundan kaynaklanmamalıdır.
  • İmkânsızlık harici bir takım olaylar sebebiyle ortaya çıkmış olmalıdır.
  • Harici olaylar sebebiyle imkânsızlığın bertaraf edilmesi mümkün olmamalıdır.
  • İmkânsızlık ortaya çıkar çıkmaz gecikmesizin alacaklıya bildirilmelidir.

b. Bazı hallerde geçici ifa imkânsızlığı

c. Bazı hallerde ifanın gerçekleşmesinde güçlük çekilebilir: Aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138)

  • Sözleşme yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen veya öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü bir durum
  • Olağanüstü durumun taraflardan kaynaklanmaması
  • Olağanüstü durumun dürüstlük kuralına aykırı olarak borçludan ifasını talep edemeyecek şekilde düşüklüğe sebep olması
  • Borcun ifa edilmemiş veya aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan hakların saklı tutularak ifa edilmiş olması
  • Ani edimlerde dönme hakkı; sürekli edimlerde fesih hakkı.

Yukarıda sayılan haller, “Türk Hukukunda Sözleşme/Ahde Vefa İlkesi” isimli yazımızda ayrıntılı olarak yer almaktadır.

Ticari satış, Türk Ticaret Kanunu’nun 23.maddesinde özel hükümler ile düzenlenmiştir. Bu özel hükümler dışında kalan durumlar için Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uygulanacaktır. Ticari satış ile birlikte alıcının satın aldığı ürünü kontrol etmesi ve ürün üzerinde bir ayıp var ise kanunda yer alan süre içerisinde bildirimde bulunması gerekmektedir. Alıcının açık ayıbı 2 gün için ihbar yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayıp açık değilse, basiretli tacir olmanın yerdiği yükümlülük sebebiyle 8 gün içerisinde muayene ve ayıbın tespiti halinde bildirilmesi yükümlülüğü bulunmaktadır. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU’nun E. 2014/19-861 K. 2016/632 T. 25.5.2016 tarihli kararında ayıp bildirim süresi şu şekilde belirtilmiştir: “Dava, ayıplı mal satışından kaynaklanan zararın tahsili istemine ilişkindir. Ticari satımlarda ayıp ihbarının olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 S.K.’ya göre açık ayıplarda 2 gün, açıkça belli olmayan ayıplarda 8 gün içinde ayıp ihbarı yapılmalıdır. Ayıp ihbarının yapıldığını ileri süren kişi yasada öngörülen şekilde yapıldığını kanıtlamalıdır.”. 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapilmasina Dair Kanun ve ilave olarak 2480 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 13.03.2020 – 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihleri arasında yasal süreler de durduğundan sebeple, burada bahsedilen 2 ve 8 günlük ihbar süreleri de belirtilen tarihler arasında durmuş kabul edilmektedir. Yine tacirler arası ilişkilerde, faturaya 8 gün içinde itiraz edilmemesi halinde fatura içeriğinin kabul edileceğine dair süre de kanun kapsamında kabul edilerek durmuştur.

Bitim tarihine 15 gün ve daha az kalan sürelerin uzamasına dair hüküm 2 ve 8 günlük sürelere uygulanıp uygulanmayacağı hakkında da öğretide iki görüş yer almaktadır: Bir görüş normalde 15 günden fazla süresi olanlar için bu hükmün uygulanacağını belirtmektedir; diğer görüş ise normalde 15 günden az süresi varsa bu durumda 15 gün daha uzamayacağı görüşündedir.

Tacirler arasındaki işlerde bir ödeme aracı olarak kullanılan çekin ibraz süresi içerisinde bankaya ibraz edilmemiş olması hali 7226 sayılı Kanun ile getirilen durma süresi kaspamında kabul edilmektedir. Bu konudaki görüş ayrılıkları bu süre içerisinde ibrazın mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bir görüş bu süre içerisinde çekin ibraz edilmeyeceğini belirtmektedir. Diğer görüş ise düzenlemenin hak kayıplarını engellemek üzere getirilmesi sebebiyle çek ibraz süresi içerisinde hamilin ibraz edebilmesi halinde ibrazın kabul edilerek bankaca ödeme yapılması gerekliliğini ileri sürmektedir. Covid-19 sebebiyle ortaya çıkan görüş ayrılıkları ileride mevcut olacak uyuşmazlıklarda verilen kararlar ile çözümlenecek ve diğer durumlara da emsal oluşturacaktır.


DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN MAKALE YAZARINA DANIŞABİLİRSİNİZ

Yalçın & Toygar Hukuk Bürosu

Kabatas-Setustu, Inebolu Sok. No:25 Ada Apt. D.11 34427 Istanbul

+90 212 293 09 09

Email : info@yttlaw.com

www.yttlaw.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir