Evde Kal & Makale Oku

PANDEMİ IŞIĞINDA SÖZLEŞME HAZIRLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN DURUMLAR

Ülkemizde ve dünyada etkilerini gösteren Covid-19 salgını Dünya Sağlık Örgütü tarafından Pandemi olarak ilan edilmiş, bu kapsamda hayatın birçok alanında öngörülemeyen sonuçlar meydana gelmiştir. Sözleşmeler bakımından Covid-19 kapsamında ahde vefa ilkesi, pandeminin mücbir sebep sayılıp sayılamayacağı hususu, mevcut sözleşmelere etkisi,  beklenmeyen hal gibi kavramlar “Türk Hukukunda Sözleşme ve Ahde Vefa” ve “Beklenmeyen Hal, Mücbir Sebep, Pandemi Ve Sözleşmelere Etkisi” başlıklı makalelerimizde incelenmiştir.

Bu sürecin mevcut sözleşmelere etkisinin nasıl olacağının yanında, süreç sırasında veya bu süreçten sonra yapılacak sözleşmelerde dikkat edilmesi gerekecek hususların neler olduğu da oldukça önem taşımaktadır. Nitekim, özellikle ticari sözleşmeler bakımından öncelik çok kısıtlı bir alan (Kanunların sınırlı sayıdaki emredici hükümleri) dışında tarafların iradesine tanınmıştır.

Bu hususlardan ilki, mücbir sebeplerin neler olduğu ve bunların sonuçlarının sözleşmelerde belirlenmesidir. “Mücbir sebep şartlarını karşılayan bir olgunun meydana gelmesi durumunda, öncelikle sözleşmede mücbir sebep hallerinin düzenlenip düzenlenmediğine bakılmalıdır.[1]Bu kapsamda belirtmek gerekir ki; sözleşmelerin mücbir sebeplere yönelik hükümlerinde mücbir sebeplerin neler olduğu örnekler halinde veya sınırlı olarak sayılabilmektedir. Bunun yanında hangi durumların mücbir sebep teşkil etmeyeceğinin belirtilmesi de mümkündür. Bu noktada dikkat edilmesi gereken, böyle bir hükmün iki taraf için de konulması gerektiğidir. Aksi halde genel işlem koşulu olarak kabul edilerek hükmün hükümsüz hale gelmesi söz konusu olabilecektir. Sözleşmeler hazırlanırken mücbir sebeplerin neler olabileceği ve bunların sonuçlarının belirtilmesi; bu olayların meydana gelmesi durumunda Tarafların meydana gelen olayın sonuçlarını öngörmelerini sağlayacak ve Taraflara bu hususlarda önlem alma imkanı verecektir. Ancak burada sonuçların muğlak ifadelere dayanmaması ve açık olması, farklı yorumlanmaması açısından oldukça önem taşımaktadır. Tarafların iradelerini açık şekilde belirtmeleri bu durumlarda yorum sorunu yaşanmaması bakımından faydalı olacaktır. Bunun yanında “Türk Hukukunda Sözleşme ve Ahde Vefa” adlı makalemizde de incelendiği üzere bu hususların belirtilmesi kişilerin ahde vefa ilkesi kapsamında sözleşmeye uygun davranmasına da imkan sağlayacaktır. “Tarafların sözleşmelerinde mücbir sebep veya uyarlama hükmü yoksa COVID-19 nedeni ile borcunu ifa etmekte güçlük yaşayan kişiler bakımından Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan borçlu temerrüdü (TBK m. 117 vd.), borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık (TBK m. 136) ve aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) düzenlemeleri gündeme gelecektir.”[2]

Bir diğer husus ise peşin ödemeli sözleşmelerde aşırı ifa güçlüğü durumunun saklı tutulmasına ilişkindir. Aşırı ifa güçlüğü, TBK m.138 uyarınca düzenlenmiştir. “Sözleşmenin edimleri arasındaki dengeyi bozan olağanüstü hallerde (savaş, ekonomik krizler, aşırı enflasyon, devalüasyon, salgın hastalıklar vb.) tarafların artık o akitle bağlı tutulmasının adaletsizliğe yol açacağı ve sözleşmeye Türk Medeni Kanunu’nun madde iki uyarınca hakimin müdahalesinin istenebileceği düzenlenmiştir.”[3] Bu hükme göre aşırı ifa güçlüğünün uygulanması için borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması şartları aranmaktadır. Bu sebeple peşin ödemeli sözleşmeler bakımından aşırı ifa güçlüğünün sözleşmede saklı tutulması ve sözleşme bedeli peşin olarak ödenmiş olsa dahi ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması şartını sağlayacak ve borçluya TBK m.138 uyarınca hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bunun mümkün olmaması durumunda da sözleşmeden dönme hakkı tanıyacaktır. Uyarlama davalarına ilişkin ayrıntılı bilgiye Uyarlama Davaları makalemizden ulaşabilirsiniz.

Dikkat edilmesi gereken üçüncü husus, ihtilaf halinde alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının belirlenmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği üzere pandemi sürecinde kamu sağlının korunması için birçok önlem alınmıştır. Alınan önlemlerden biri de hukuki süreçlere ilişkindir. Bahsedilen önlemler, bu süreçte 15 Haziran 2020 tarihine kadar duruşmaların yapılmaması, icra takibi başlatılamaması, işlem yaptırılamaması, tebligatların gönderilmemesi, hukuki sürelerin durdurulması gibi önlemlerdir. Bu durum da bu süreçte ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü bakımından bazı sorunlar oluşturmaktadır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları; taraflar arasında uzlaşma görüşmeleri, ihtiyari arabuluculuk, tahkim, Avukatlık Kanunu m. 35/A kapsamında uzlaşma, zorunlu arabuluculuk olarak sayılabilecektir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuru sözleşmede taraflarca zorunlu veya ihtiyari olarak düzenlenebilecektir. Bu çözüm yollarının düzenlenmesi Taraflara mahkemelerden bağımsız olarak uyuşmazlıklarını çözme ve bu süreçteki gibi durmalar yaşanması durumunda daha hızlı ve kolay şekilde çözüme ulaşma imkanı sağlayacaktır.


[1] Beklenmeyen Hal, Mücbir Sebep, Pandemi Ve Sözleşmelere Etkisi makalesi http://www.covid19legalturkey.com/tr/beklenmeyen-hal-mucbir-sebep-pandemi-ve-sozlesmelere-etkisi/

[2] Prof. Dr. Başak Baysal, Av. Murat Uyanık, Av. M. Selim Yavuz; Koronavirüs 2019 (COVID-19) ve Sözleşmeler; (https://blog.lexpera.com.tr/koronavirus-2019-ve-sozlesmeler/)

[3] Türk Hukukunda Sözleşme ve Ahde Vefa makalesi http://www.covid19legalturkey.com/tr/turk-hukukunda-sozlesme-ve-ahde-vefa-pacta-sunt-servanda/


DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN MAKALE YAZARINA DANIŞABİLİRSİNİZ

Yalçın & Toygar Hukuk Bürosu

Kabatas-Setustu, Inebolu Sok. No:25 Ada Apt. D.11 34427 Istanbul

+90 212 293 09 09

Email : info@yttlaw.com

www.yttlaw.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir